|
|
 İple Erişim uygulaması, iskele, askı iskele, sepetli araç ve yükselen platformlar gibi geleneksel yöntemlerle erişilemeyen veya bu yöntemlerle erişimi verimsiz olan noktalara ulaşmayı sağlayan alternatif bir erişim yöntemidir.
‘İple Erişim’ ya da yanlış bir algı sonucu dağcılıkla eşleştirilen diğer adıyla ‘Endüstriyel Dağcılık’, ülkemizde kitleler tarafından ilk kez 2007 yılında gerçekleşen Boğaziçi Köprüsü Dekoratif Aydınlatma projesi ile tanınmıştır. Oysa İstanbul’un sembolü olan bu yapı üzerinde yapılana benzer erişim uygulamaları, Türkiye’nin dört bir yanında farklı sektörlerde, çözüm bulunamadığında son çare olarak tercih edilmekteydi. İple erişim, dağcılıkla bir tutulmaması gereken tamamen ayrı standartlara sahip profesyonel bir iş koludur. Bu makalede iple erişimin ne olduğunu, hangi alanlarda kullanılabileceğini, bünyesinde hangi riskleri barındırdığını ve hızla büyümeye yatkınlığı olan bu sektörün sağlıklı bir şekilde nasıl geliştirilmesi gerektiğini irdeleyeceğiz.
|
|
Devamını Oku..
|
|
|
High Works kurucu ortağı Güneş Ergüden:
“Biz üniversite mezunu, kendisinin patronu olabilen işçileriz…”
“Yüksekte çalışıyor olmak sizi içinde yaşadığınız şehre ve orada akıp giden hayata daha da yabancılaştırıyor. O yüzden zamanla orada olduğunuz için kendinizi daha şanslı hissetmeye başlıyorsunuz”… Bu sözler Mart ayında gerçekleştirdikleri Boğaz Köprüsü ışıklandırma projesi ile adından oldukça söz ettiren “Yüksek İşler” – “High Works” şirketinin kurucularından biri olan Güneş Ergüden’e ait.
Üniversite yıllarından bu yana tırmanış ile ilgilenen Güneş Ergüden ve ortağı Bora Gürbüz, okudukları ekonomi ve mühendislik bölümleri ile ilgili bir şeyler yapmayı hiç düşünmeden sevdikleri işi yapmaya karar vermişler. Böylece, tırmanış deneyimleri ile kazandıkları becerilerini İple Erişim Teknisyenliği (Rope Access) adı verilen bir yöntemle birleştirerek zor noktalara erişiyorlar.
   
|
|
Devamını Oku..
|
|
Atlas Dergisi - Boğaziçi Köprüsü |
|

Atlas Dergisi - Yüksek İşler Boğaziçi Köprüsü
Boğaziçi Köprüsü’nde çalışma fikri bizi çok heyecanlandırdı. Daha önce yükseklerde birçok iş yapmıştık. Ama Boğaziçi Köprüsü İstanbul ve Türkiye’nin en görkemli modern yapılarından biriydi. Küçüklüğümde hatırladığım Ortaköy’deki ayakların içinden küçük bir ücret karşılığı asansörlerle yukarı çıkıyor ve yaya yolundan yürüyerek İstanbul’u seyrediyordunuz. İntiharların artması sebebiyle kaldırılan bu uygulamayı küçücük yaşlarımdan beri hala hatırlıyorum…
Büyük bir tutku ve özveriyle yaptığımız kaya tırmanışı ve dağcılık sporunu bir şekilde işe çevirmek, kısacası tırmanarak hayatımızı kazanmak için birçok girişimlerde bulunduk. Dünyanın en büyük ve en takdir edilen dağcılardan Jerzy Kukuczka bize ilham veriyordu. Kukuczka, dünyadaki 14 tane sekiz binlik dağı, çok zor koşullarda tırmanmayı başarmıştı. Baca deliklerinde tamirat ve temizlik yaparak hayatını kazanıyor ve Himalayalar’daki tırmanışları için para biriktiriyordu.
Yükseklerde çalışmaya Alman dostum Mike sayesinde 2001’de yurt dışında başladım. Kaya tırmanışı ve dağcılıktan tanıdığım arkadaşlarım Güneş Ergüden ve Bora Gürbüz’ün 2005’te Yüksek İşler- HighWorks şirketini kurmalarından sonra güçlerimizi birleştirdik. Türkiye’nin değişik yerlerinde yükseklerdeki işlere çözüm üretmeye başladık. Modern hayatın iş yaşamı, bizim gibi seyahat ederek tırmanışa vakit ayırmak isteyen kişilere pek uymuyordu.
    
|
|
Devamını Oku..
|
|
Time Out Dergisi Yüksek İşler Röportaj |
|

Tırmanma merakınızı ilk nasıl keşfettiniz? Çocukken?
Kalorifer boruları, kapı pervazları ile başladı galiba. Her ikimiz de hiperaktif çocuklardık sanırım. Ailelerimiz pek şaşırmadı bu işlerle uğraşmamıza aslında.
G: Küçüklüğümde kayalara dokunduğumda çok güçlü ve tarifsiz bir duygu hisseder, üzerlerinde hareket etme güdüsü duyardım. Sonra bir gün yosunlu bir kayadan kayıp düştüğümde sanırım bu işin risklerini daha iyi yönetmem gerektiğini fark ettim ve üniversiteye girdiğim sene Yıldız Teknik Üniversitesi dağcılık kulübüne kaydoldum, Bora’yla partner olduk ve tırmanış hayatım başladı.
İşin zevki tırmanmakta mı, en tepeye ulaşıp durmakta mı?
Tabii ki tırmanmakta. Bizim için her zaman tırmanışta geçen süreç, zirveye ulaşmaktan daha zevkli oldu. Bir zirveye çıkıp çıkmamaktan önce, nasıl çıktığımız bizim için daha önemli. Tırmanmak bir süreç ve hayat tarzıdır. Teknik ve sportif limitlerimi zorlamayı ve geliştirmeyi her zaman sevmişimdir. Ancak zirveye çıkana kadarki süreç, tecrübeler ve duyguların yeri dağın zirvesine ulaşmaktan daha değerli benim için. Zirveye ulaşmak genelde asıl amaç olarak görülür, ama esasında yaptığınız tırmanıştan bütün olarak zevk alarak zirveye varmış olmak önemlidir. Yoksa sadece ego tatmini için zirveye çıkmış olmak benim için hiç bir şey ifade etmez.
Çok tırmanmak istediğiniz, rüyalarınıza giren bir yer var mı?
Tüm dünyada tonlarca tırmanış bölgesi var. Bunların birçoğu keşfedilmiş ve rotalarla donatılmış durumda. Patagonya, Himalayalar, İspanya, Fas ve Türkiye gibi fantastik tırmanış mekanları hem bir macera hem de çok kaliteli tırmanış bölgeleri olarak listemde üst sıralarda. Bunların dışında hala gidilmemiş bölgeler var ve benim hayallerimi esas süsleyen yerler buralar. Çünkü her güzel şeyin başına geldiği gibi, dünyada tırmanış bölgeleri de aşırı turizm ve ego savaşları yüzünden tüketiliyor.
|
|
Devamını Oku..
|
|
National Geographic Kids - Röportaj |
|
-Hangi eğitimi aldınız, bu işi yapmaya nasıl karar verdiniz?
Ben Türkiye’deki eğitim sisteminin çocukları yönlendiremeyişinin sonuçlarından biriyim. Ne yazık ki bizim kuşağımız üniversiteye gireceği zaman tam olarak ne istediğini kesin olarak bilemiyordu. Çoğu genç insan yatkınlıklarıyla ve bulamadığı hayalleriyle alakası olmayan bölümlere girdi. Ben de üniversite sınavında, daha sonradan fikir sahibi olmaya başlayacağım karakterimle ve hayallerimle hiç bağlantısı olmayan Ekonomi bölümünü kazandım. Bölüme ve devamındaki mesleğe karşı hevesim hiç denecek kadar azdı. Ayrıca takım elbiseye karşı da alerjim vardı.
2001 senesinde merakım sayesinde Yıldız Teknik Üniversitesi Dağcılık Kulübü’ne kaydoldum ve 2 senelik dağcılık eğitimimi tamamladım. Benim için üniversite eğitiminden çok daha değerli bir eğitim süreci oldu. Doğayla, dağlarla, macerayla ve bu muhteşem sporun incelikleriyle tanıştım. Bundan sonra aklımda sadece dağlara ve kayalara gitmek oldu. Zamanla tutku haline gelen tırmanışla dolu bir yaşam tarzının bağımlısı oldum. Bu sevimli bağımlılık okulun bitimindeki profesyonel hayatıma da yansıdı.
|
|
Devamını Oku..
|
|
Elele Dergisi Yüksek İşler Röportaj |
|
High Works'ten once ne yapiyordunuz?
Yüksek İşler (HighWorks)’den önce üniversiteye gidiyordum ve tırmanıyordum. Ama çok çeşitli işlerde çalıştım. Çoğunlukla konser ve organizasyonlarda sahne teknisyeni olarak çalışıyordum. Böylelikle tırmanış ve seyahat paramı aileme yük olmadan kazanabiliyordum. Arada da ne iş olsa yapıyordum. Bu kadar çok çeşitli işte çalışmış olmak ilerideki hayat tarzının oluşturulabilmesinde çok önemli rol oynuyor. İnsan hayatta neleri isteyip istemediğini, hayatını nelerden kazanıp kazanamayacağını öğreniyor. Ben ne istediğimden önce ne istemediğimi buldum. Sonrasında istediklerim beni buldu zaten.
Sizi dogaya bu denli baglayan sey nedir?
Artık hayat, özellikle şehirdeki hayat çok yapay ve karmaşık bana göre. Şehrin bağımlılıkları çok tehlikeli. İnsanlar zaaflarının kurbanı oluyorlar, düşünmeye ve seçmeye zaman bulamadan karmaşanın içinde kendilerini arayamadan ve yaşayamadan yuvarlanıp gidiyorlar. Bu yaşamdan mutlu olan için sorun yok, ama ben çoğu insanın mutsuz ve kaybolmuş olduğunu görüyorum. Doğada yaşam standartları temel ihtiyaçlardan ibaret, ama müzikten vazgeçemiyorum. Ben daha basit ve saf, özgür ve gerçek bir hayattan keyif alıyorum. Bana göre tek gerçek doğadaki özgürlük, düzen ve bunu dostlarla paylaşabilmek. Tırmanışa gittiğim zamanlar doğayla bir olduğumu hissediyorum, hayata farklı bir açıdan bakabiliyorum. Bu güzel bir şey.
Kucuklugunuzden beri dogayla hasir nesir misiniz?
Ailemden yana şanslıydım, beni hep doğaya yönelik teşvik ettiler, ben de hiç direnmedim. Hayatımda hep doğa vardı. Çok küçükken kayalara elimi sürdüğüm zamanki his hala var. Üniversite de dağcılık kulübüne girmeden kampçılık ve yürüyüş yapardım, kulüpten sonra doğanın birçok farklı yönüyle tanıştım. Bugüne baktığımızda işin çok yoğun olmadığı dönemlerde, Olimpos’ta kerpiç bir köy evinde kayaların dibinde yaşıyorum. Bu tarz bir şey küçüklüğümden beri hayalini kurduğum bir şeydi.
|
|
Devamını Oku..
|
Boğaz Köprüsü 2010'a böyle hazırlandı '2010 Kültür Başkenti İstanbul' için ışıklandırılan Boğaziçi Köprüsü'ne 8 kilometrelik bin 756 aydınlatma armatürü yerleştirildi. Rüzgara karşı savaş veren ekip, toplam 9 bin 600 metre tırmanarak armatürleri tek tek halatlara klipsledi
Boğaziçi Köprüsü, 2010 Kültür Başkenti İstanbul çalışmaları kapsamında ışıklandırıldı. Boğaziçi Köprüsü Başmühendisi Ramazan Yüksel kontrolünde, ışıklandırılmış köprüyü 23 Nisan'a yetiştiren ekipte, yaklaşık 50 kişi görev yaptı.
Hollandalı City Light (Şehir Işığı) şirketine bağlı 40 kişilik ekip, Boğaziçi Köprüsü'ne 8 kilometre uzunluğunda bin 756 adet aydınlatma armatürü hazırladı. Fiber optik ve data kabloları ile ethernet tabanlı sistem, 40 kişilik ekiple, trafiğin aktığı yüzey hariç, köprünün kulelerini her yönden, köprünün ana halatı ile askı halatlarını aşağıdan yukarı doğru ve yan korkulukları aydınlatacak şekilde yerleştirildi.
|
|
Devamını Oku..
|
|
|
|
|
|